See What I See #9

2017 Aralık ayının son günlerinden 2018’in bu ilk haftalarına kadar kendimi bu yazıyı yazmaya hazır hissetmek için bekledim. Geçmiş bir yılımı değerlendirmekten ve bir o kadar da yeni gelen bir yıldan bahsetmekten içten içe korktuğumu kabullenmem ve bu yazıyı yazmak adına gereken cesareti toplayabilmem için neredeyse iki hafta geçmesi gerekiyormuş. Şimdi de bu cuma gecesi, ki bana yazma isteği nedense hep geceleri gelir, bilgisayarımın karşısına  oturmuş uykulu gözlerle See What I See #9  için bu satırları yazıyorum. Artık 2017’den ve yeni girdiğimiz bu yeni yılın ilk haftalarından bahsetmek için hazırım sanırım. Tamamiyle kendim için yazdığım see what I see yazılarımın bu dokuzuncusunda tüm yılımı değerlendirmek istiyorum.

Ocak/Şubat 2017

2017’ye bambaşka bir ülkede girmiştim. İngiltere’de. Ah o soğuk gece. Dört bir yanda atılan havai fişekler. 10 günlük tatilimin son gecesi. İnanılmaz tecrübeler, yepyeni umutlar, ve hayal kırıklıkları. Özlemediğim İstanbul’dan kilometrelerce uzakta ve 3 saat geride olmak ve aslında ilk defa yeni yıla bambaşka bir ülkede girmek. Christmas tatili dolayısıyla evdeki herkesin ailelerinin yanına gitmesinden ötürü bomboş ve kocaman bir evde yalnızca iki kişi kalmak. Her ne kadar maddi ve manevi zorluklar içerisinde olsak da bulunduğumuz yerden dolayı duyduğumuz o mutluluk.. 2017’ye böylesine inanılmaz girmişken tüm yılımın da böylesine inanılmaz geçmesini beklemenin sadece bir hayalden ibaret olduğunun inanılmaz derecede farkında olmam… Evet 2017’nin ilk dakikalarında hissettiklerim ve yaşadıklarım bunlardı.

Tüm Ocak ayım labda bir hayli yoğun bir şekilde çalışarak geçmişti. Artık İngiltere’deki zamanlarımızın sonuna yaklaşmış olmanın verdiği bir hüzün de vardı. Ancak yine de orada olmaktan dolayı hissettiğim huzuru anlatamam.

Şubat ayım da Ocak gibi geçti. Grubumuzdakiler ve biz bir hayli duygusaldık yakında ayrılacağımız için. Bu ayda hem grup hem de bir departman sunumu yapmıştım. Yaptığım çalışmayı başka insanlara sunmak hem heyecan verici hem de motive ediciydi. Ben bunu asla unutamayacağım.

Mart 2017

Bize labda bir hoşça kal partisi yaptılar. Pastalar, hediyeler, bir sürü fotoğraf.. Ayrıca grubumuzla goodbye yemeği yedik. Yine çok güzel hediyeler aldık. Lindy, Chua, Poonam, Richard, Mirelle, Silvana, Marelina, ve bizim hocanın eski öğrencisi Jack ile çok keyifli bir akşam yemeği yedik.

4 Mart’ta İstanbul’a geri dönüş vardı. Tüm toparlanma, valiz hazırlama, havaalanı vs vs.

İstanbul’a indiğim andan itibaren burayı hiç özlemediğimi fark ettim. Bu şehirden kurtulmak isteyen o zamanki ben’in, daha neler yaşayacağı hakkında en ufak bir fikri dahi yoktu. Daha çok sebebim olacaktı bu şehirden nefret etmek için.

Mart’ın diğer günleri evrak teslimi ve koşuşturmacalarla geçti.

Nisan 2017

Son altı yıl içerisinde sadece 2 defa gidebildiğim memleketim İzmir’e bu Nisan ayında babannemin hastalığı sebebiyle acil bir şekilde gitmek durumunda kaldık. 1 hafta kaldığımız İzmir’de hastane -ev arasında geçen zaman aslında bana çok da İzmir’e gitmişim hissiyatı vermedi.

Mayıs 2017

Mayıs ayında Ankara’dan bir arkadaşım geldi ve onunla çok güzel vakit geçirdik İstanbul’da. Ayrıca İngiltere’den de bir arkadaşım İstanbul’u görmeye ve gezmeye geldi. Onu da bir hayli gezdirdik İstanbul’da. Hatta onunla birlikte Fujifilm fotoğrafçılık workshop’una katıldık. Ve ikna olmadık arkadaşımız İngiltere’ye döndükten sonra ben ve Aylin bir workshopa daha katıldık. Güzeldi.

Haziran/Temmuz/Ağustos 2017

Tüm yazım ama tüm yazım İstanbul’da geçti. Okula git gel, proje yaz, etik ver, etik kurulunu bekle. Vallahi akademik hayattan soğudum.

Değer verdiğim bir insanı, babannemi kaybettim. Haziran 28.. İlk defa babannemin sesini duymadan bir bayram geçirdim.

Haziran ayında benim için önemli olan bir diğer olay ise kendi sitemi almış olmamdı. Yani burayı.  mervedemisken.wordpress.com‘dan 2015’ten beri yazdığım tüm yazıları birer birer bu siteye taşıdım. Tüm kurulumunu teker teker kendim yaptım. Bu durum da bu aşamadan itibaren hayatıma bambaşka bir yön katacaktı ve benim bundan henüz haberim yoktu. Ayrıca Haziran ayında uzun soluklu bir çeviri işine de başlamıştık. Yaz aylarına bir de çeviriyi eklemiştik. Böyle böyle bitti tüm yaz.

Eylül 2017

Yine Cerrahpaşa-Çapa-Samatya arasında koşuşturmacalarla geçen bir ay oldu Eylül. Hayatıma bir şeyler eklemem gerektiğini düşündüğüm bir aydı ayrıca. Biraz arayışlarla geçen, kendimi geliştirmenin kendi elimde olduğunu tekrar fark ettiğim bir ay. Bu nedenle 25 Eylül’de İsmek’de Web Tasarım kursuna başladım. Kendimi bambaşka bir alana sürükleyecektim. İlgi duyduğum bir alanda bir şeyler öğrenmek adına gerçekten bir adım atacak ve kendime bambaşka kapılar açacaktım. Sanırım 2017’nin en mantıklı hareketiydi bu kursa kaydolmak.

Bu aylarda gerçekleşen Bineal sergisine gittim. Hepsine gidip görmek istiyordum ancak yalnızca Pera’ya gidebildim. Beyoğlu’na gitmişken bir kaç müze ve sergi daha gezdim.

Ayrıca bu ayın sonunda inanılmaz bir şekilde sevindiğimiz bir olay yaşadık. 1 senedir beklediğimiz bir olay sonunda gerçekleşmişti 23 Eylül’de. Sonunda! Bunun dışında gerçekleşen diğer güzel şey projemiz için etik kurulundan revizyonsuz etik alabilmiş olmamızdı.

see why I see

Ekim 2017

Web tasarım kursunda acayip şeyler öğrendiğim bir ay oldu. Ayrıca bir bölüm dersi de almak durumunda kaldım yüksek lisansım için. Pazartesi-salı sabah 9-13:30 arası kursa gidiyor ve pazartesileri öğleden sonra Çapa’ya derse gidiyorduk. Ne yorucu bir süreçti ve bu durum Aralık ayının sonuna kadar böyle devam etti.

Kasım 2017

Senenin bu dönemlerini hiç sevmiyorum. Sonbahar-kış benim mevsimin değil. Soğuk havalardan ve özellikle İstanbul’un soğuğundan nefret ediyorum. Neyse ki bu kış mevsim normallerinin üstünde sıcak bir şekilde geçti.

3 Kasım’da Aylin ve arkadaşım Ceyda ile birlikte Atatürk Arboratumuna gittik bir grup gezisiyle. Güzeldi. Baya eğlendik, gezdik, fotoğraf çektik. Bir gün sonra ise Küçükçekmece Devlet Tiyatrosunda Gulyabani müzikaline gittik yine üçümüz.

Kasım ayında Aylin’le Stranger Things’i 2 defa izledik. Şu zamana kadarki favori dizilerimden biri oldu.

Aralık 2017

Kurs ve ders aynı şekilde devam etti bu ay. Kardeşim yaralı bir kuş buldu 8 Aralıkta. Evde iki gün baktık ve iyileştikten sonra uçurduk. Nasıl tatlı bir kuştu.. 7 Aralıkta kardeşimin doğum günü için pasta yaptık. Yeeey!

Bu ay Mr Robot’ta başladım. 2. sezona geçince dizi beni çok da sarmadı ve bıraktım. Ve ve ben tekrar Friends’e başladım. Benim favori dizim işte bu. Üçüncü izleyişim olacak. Bunun son sefer olmayacağını da tahmin ediyorum açıkçası.

Bunların dışında çeviri yetiştirmek, web tasarım ödevlerimi yapmak, biraz da kitap okumakla geçti Aralık ayım. Otobüste inanılmaz vakit geçirdiğim için (2,5 saat+2,5 saat!!) e-book okumaya başladım. Bu ay favorim oldu diyebilirim e-book için.

kendine ait bir oda, Virginia Woolf
mervedemisken

Genel anlamda;

  • İlk 3 ayını İngiltere’de geçirdiğim bir yıldı.
  • Yüksek Lisans koşuşturmacasılya geçti.
  • Türkçe-İngilizce çeviri yaparak freelance çalıştım.
  • Web tasarımı kursuyla beraber HTML, CSS, Photoshop, Dreamweaver, Bootstrap, Responsive kodlama gibi yepyeni şeyler öğrendim. Ve bu gerçekten harika bir duyguydu.
  • Ayrıca EdX adındaki bir eğitim platformundan web tasarımıyla ilgili Microsoft’un verdiği online dersleri bitirdim. Java Script öğrenmeye başladım.
  • İlk defa hayatımda değer verdiğim bir insanı kaybettim.
  • Tüm yıl boyunca aralıklarla Duolingo adındaki bir uygulamayla interaktif olarak Almanca çalıştım ve advance seviyeye ulaştım. (Program advance olduğumu söylüyor ancak ben advance olduğumu düşünmüyorum. A2-B1 arası bir seviyede olduğumu düşünüyorum.)
  • Sadece ama sadece 5 kitap bitirdim. Bunlar; Vadideki Zambak, İçimizdeki Şeytan, Kendine Ait Bir Oda, ve Küçük Prens. Ups sadece 4 kitapmış. Aslında Mrs. Dollaway’e de başlamıştım ancak bitmedi. O nedenle 4 buçuk diyelim biz ona.
  • 6 senelik İstanbul hayatımda en çok İstanbul’un trafiğine maruz kaldığım bir yıl oldu.
  • Senenin başından itibaren The Crown, The Series of Unfortunate Events, Friends, Stranger Things dizilerini izledim. Bir Türk dizisi olarak ise Kardeş Payı’nı bitirdim. Daha sonradan İstanbullu Gelin ve Ufak Tefek Cinayetler’e de başladım.  Bir ara Mr Robot’a başlamıştım ama 2. sezonda bıraktım.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir