See What I See #7

Mayıs bitti bitecek. Mübarek Ramazan ayı da geldi. Ben de şu günlerde biraz da ‘hayatı tesbih yapmış sallıyorum’ piskolojisiyle ‘nolcak bu işler’ haleti ruhiyesi arasında gidip gidip geliyorum. Hayatımdaki belirsizliklere alışmaya da başladım. Nereye gidiyorum, nereden geliyorum çoğu zaman bilemememe rağmen. See What I See #7 benim için aslında bol bol fotoğrafla dolu bir yazı olacak gibi duruyor.

Geçen ay Nisanla birlikte yeni yaşıma gidim. Doğum günüme karşı beklentilerim her yıl farklı oluyor. Bu yıl tam da beklediğim gibi bir doğum günüm oldu. En güzel kısmı da pastaydı tabi ki. Şubatın sonundan beri kardeşimle birlikte freelance işler yapıyoruz. Doğum günümde de her ne kadar işim olmasını istemesem de gecesinde çeviri işleriyle uğraşıyorduk. Aslında bunu da bekliyordum.

7 Nisanda ailecek apar topar İzmir’e gitmek durumunda kaldık. Babannem yaklaşık 10 yıldır kanser tedavisi görüyor. Multipl miyelom denilen doktorların sadece hastanın ömrünü biraz uzatmak adına tedavi uygulayabilikleri bir kanser türüne sahip. Kemik kanseri de diyorlar. Babaannem öyle derdi.. 2 defa kemoterapi almıştı babaannem bu 10 senelik sürede. 1 defa de kök hücre nakli olmuştu. Bunları yazmak ne kadar zormuş.. 3. kemoterapisine başlamıştı babaannem Mart ayıyla birlikte.  Sonra da durumu ağırlaşmış. Zaten bağışıklık sistemi çok zayıf. Zatürre olmuş, iki ciğeri de iltihaplıymış. Babaannemi belki de son defa göreceğiz diye düşünerek gittik İzmir’e. Durumu ağırlaşınca amcam haber verdi bize. Babaannemi hastanede o şekilde gördüğüm o anı hayatım boyunca unutacağımı sanmıyorum. Hayatımda bu derece değer verdiğim bir insanın ilk defa böyle bir durumda olmasına şahit oluyorum. Babannem hep çok güçlü bir kadın oldu. Şimdi de çok güçlü. Ama kanser öyle bir şey ki.. Bababannem hala hastanede yatıyor. Yoğun bakımda. Ne olur bilemiyorum ancak hakkında en hayırlısı olmasını, acı çekmemesini istiyorum.

1 hafta kaldık İzmir’de. Daha uzun kalabilmek isterdik ancak devam eden hayatlarımız var İstanbul’da da. 14 Nisan’da geri döndük. İzmir’i özlemişim. En son 2015 yılında yine Nisan ayında gitmiştim. 2 yıl olmuş ve çok şey değişmiş İzmir’de. 2015 yılında gittiğimde Güzelyalı-Bostanlı sahili arasında yapılan bisiklet yoluda bisiklet sürebilmeyi çok istemiştim ancak nasip olmamıştı. Bu sefer bisiklet kiralayıp sürebildik kardeşimle. Bana göre İzmir’in en güzel zamanları Nisan. Yine çok güzeldi İzmir. Kim bilir bir daha ne zaman gidebileceğim.

Nisanın geri kalan günleri baya hızlı geçti. 28 Nisanda Ankara’dan uzun zamandır görüşemediğimiz bir arkadaşım geldi ve onunla 1 gün İstanbul turu yaptık. İstanbul’da lale zamanının sonlarıydı. Sultananhmet Meydanında dünyanın en geniş lale halısı kurulmuştu ve lale zamanı bitmeden görmeyi çok istiyordum. Arkadaşımla birlikte görmek nasip oldu. Sonra Sultanahmet’ten yürüyerek Eminönü’ne geçip Üsküdar vapuruyla karşıya geçtik. Üsküdar’da arkadaşımın Bursalı bir arkadaşıyla buluşup birlikte Çengelköy’e gittik. Burası benim İstanbul’da en çok sevdiğim yer olabilir. Tarihi Çınaraltı Aile Çay bahçesinde böreklerimizi yerken çayımızı içerek güzel bir kahvaltı yaptık. Sonra oradan Çikolata-Kahve’ye geçerek çikolata kahve içtik. Burada da benim favori içeceğim bu. Çok seviyorum. Sonra tekrar Üsküdar sahile dönerek Karaköy vapuruyla Karaköy’e geldik ve oradan Galata’ya geçtik. İstanbul’da en çok sevdiğim bir başka yer de Galata ve çevresi. Ve Galata’dan sonra vedalaştık birbirimizle. Kısmet bir daha ne zaman görüşürüz hiç bilmiyorum.

Mayıs ayına baya hareketli başladım desem yeridir. Mayısın başında İngiltere’den bir arkadaşım İstanbul’a geldi 1 haftalığına. İstanbul’u gezdirme konusunda seviye atladım artık. Yerli-yabancı her türlü turisti İstanbul’da gezdirebilirim. Yorucu bir haftaydı. Zira İngiliz arkadaş her gün bir yere gitme konusunda ısrarlı olunca pek evde oturamadık.

Yaklaşık iki aydır Fujifilmin düzenlediği ücretsiz workshopları takip ediyordum. Ancak bir türlü fırsat bulamamıştım. 7 Mayıs’ta Kadıköy’de bir workshop olduğunu görünce hemek kaydolduk. İngiltere’den gelen arkadaşım da burada olduğu için onu da götürelim dedik, ki bence onu  için de güzel bir deneyim olacaktı. Ücretsiz olduğu için yalnızca kimlik kartlarımızı vererek aldığımız profesyonel Fujifilm kamera ve lensleriyle gün bayu fotoğraf çektik. Muhteşem ötesi bir şeydi. Fujifilmin Kadıköy’deki showroomunda başladık workshopa ve vapurla Karaköy’e geçtik. Salt Galata’da iç çekimden sonra Karaköy Fujifilm showroomunda bitirdik workshopu.

Ancak bu bana yeter mi? Tabi ki de yetmedi. Zira workshop boyunca fotoğraf eğitmenlerinin anlattığı her şeyi Türkçe bilmeyen İngiliz arkadaşıma çevirmek durumunda kaldım. Adeta bir ‘translator’dım gün boyu. Bu nedenle her şeyi istediğim kadar çekemedim. Workshoptan sonraki gün bir sonraki hafta için yeni workshop açıldığını görünce yeniden kaydolduk tekrar kardeşimle. Yine Karaköy’de. Sonra fark ettim ki zaten her hafta oluyormuş bu workshoplar. Muhteşem bir şey bu. Zira her zaman bulmıyoruz 6 bin liralık fotoğraf makineleriyle fotoğraf turuna çıkma fırsatını. Ben yine kovalamaya devam edeceğim bu etkinlikleri. Fujifilm sayfasını ziyaret ederek tüm bu eğitim bilgilerine ulaşılabiliyor. Fujifilm sitesine üye olduktn sonra bu etkinliklere katılabiliyorsunuz.

Mayısın kalan günlerinde pek kayda değer bir şey yapmadım. Freelance işlerin dışında. 28’inde babamın doğum günüydü bir de. 29’unda da bulduğumuz bir freelance iş için iş görüşmesine gittik. Mayıs ayının geri kalanı ise 2 Hazirandaki seminer sunumuna hazırlanmakla geçecek.

Zaman çok garip bir şekilde geçiyor benim için bu aylarda. Hızlı, yavaş, tuhaf.. Anlayamıyorum. Bir şeyler deniyorum. Şu zamana kadar hiç yapmadığım şeyler. Yeni deneyimlerim oluyor, yeni fikirler geliyor aklıma. Benim için farklı çünkü şu zamana kadar hep okulumun ön planda olduğu bir hayat yaşamıştım. Şimdi ise farklı alanlarda kendimi göstermeye çalışıyorum. Bu nedenle de heyecanlıyım. Heyecan her şeymiş bu yaşımda bunu daha iyi anladım.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir