See What I See #5

Hayata alışamamak ne kadar garip bir duygu. 20 küsur yıllık ömrü hayatımda ben hala günlerin uzayıp kısalmasına  şaşırıp duruyorum. Saat 3 buçukta güneş batıyor derken bugünlerde 4’e kadar geldi gün batımı. Havalar da soğudu baya. Ben ki, bir İzmirli olarak, daha İstanbul’un soğuğuna dahi alışamamışken İngiltere’nin dondurucu kışına karşı adeta savaş veriyorum. Bir kedi gibi kıvrılıp sıcacık bir şöminenin karşısında uyuyarak geçirmek gibi de bir hayalim var tüm kışı. Güneşli olan günlerde dahi eksilerde sıcaklıklar. Bııırrr ❄️☃️ Sabahları yerleri ve evlerin çatılarını kaplamış bir buz tabakası oluyor her zaman, ki gün içerisinde güneşin ulaşabildiği yerdekiler biraz olsun çözülse de çatıların güneş vurmayan tarafları akşama kadar buzlu kalıyor. See What I See #5 ile de bu buz gibi kış aylarını mümkün olduğunca değerlendirmeye çalışarak geçirdiğimizi görmüş olacaksınız.

22 Aralık’tan itibaren Ocak’ın 3’üne kadar burada üniversitenin resmi tatiliydi. Noel ve yılbaşıyla birlikte yaklaşık 13 gün kadar her yıl tatil oluyormuş. Ben de işlerimi 21’inden önce halledebildiğim için +1 gün daha tatilim oldu. Uzun zamandır yoğun bir şekilde çalıştığım için benim de dört gözle beklediğim bir zamandı bu açıkçası. Ki erken kalkmak zorunda olmadığım sabahlarla uyanacağımı düşünmek bile bu tatili iple çekmem için geçerli bir sebepti. Kısacası geçen haftadan beri tatildeyim. Böyle buz gibi zamanlarda tatil olması güzel tabi. Bir kaç defa dışarı çıkmaya cesaret etsem de çoğu zamanımı yine evde geçirdim.

Üç gün önce çarşamba günü şehir merkezine diye evden çıkıp kendimizi ani bir fikir değişikliğiyle Wollotan Hall and Deer Park’a giderken bulduk.  Bu park benim Nottingham’da en sevdiğim ve bana en çok huzur veren yer. Her mevsim bir başka güzel oluyor. Ancak bu zamanlarda dondurucu soğuğa karşı kat kat giyinip sarınıp gitmek gerekiyor. Ki ben buna rağmen donsam da kısakollu tişört giyen çocukları görünce İngilizlerin cidden soğuğa karşı adeta bağışıklık kazandıklarına inandım. Ben, yıllar geçse de bu soğuğa alışamam herhalde diye düşünüyorum.

Bu parkta geğikler yaşadığı için her zaman kapıları kapalı oluyor. Biz de parka girip biraz ilerleyince dört tane geğikle karşılaştık. Geğikler sürekli bu parkta yaşıyorlar ancak insanlardan da korkuyorlar. Çok büyükler dışında çok fazla insanlara yaklaşanı görmedim ben şu ana kadar. Geçen sene baya büyük bir geğiğin çok yakınına kadar gitmemize rağmen geğik bizden korkmamıştı ve hatta o bize yaklaşınca biz korkup kaçmıştık. Bu seferki gördüğümüz 4 geğik baya ürkekti. Bir sürü sincaplar, geğikler, parkın içindeki büyük gölde yaşayan cins cins ördekler, kuğular, adını dahi bilmediğim diğer kuşlarla bu park benim gibi hayvanları çok seven kişiler için adeta bir cennet. Bir kaç saat parkta dolaşıp hava kararmaya başladığında eve dönmeye karar verdik. Çok kalın giyinmiş olmamıza reğmen adeta donduk desem yeridir. Ancak bu soğuk kış gününe rağmen buradaki en sıcakkanlı ve kibar otobüs şoförüyle de karşılaştım o gün.

Eve dönünce Noel tatilinden dolayı haftalık gerigönüşüm çöplerini çıkartma gününün o gün olduğunu hatırlayıp ‘şimdi çerle-çöple kim uğraşacak yea!’ gibi üfleme püfleme ve soğuğun da verdiği extra üşengeçlikle bu haftalık çöpleri çıkarmamaya karar verdiğimiz bir anda kapıdan atılmış komşudan gelen bir mektubumsu ‘To the girls at No:32’ ile başlayan bir kağıtla karşılaştık. Karşı komşumuz kendi geridönüşüm çöpünü Noel dolayısıyla evlerinde oluşan hediye paketi, kartlar vs ile doldurduğu için bir kısmını da bizim kutumuza koyup çöpümüzü dışarıya çıkarmış ve sabah da çöp kutumuzu geri koyacağını yazmış mektupta. Onların da işine gelmiş olsa da bu durum en çok da bizim işimize geldi ne yalan söyleyeyim 🤓

Kasım ayının sonu Aralık ayının başı gibi yaklaşık 20-25 gün boyunca fotoğraf çekememe gibi bir haleti ruhiye içerisindeydim. Çok yoğun çalışmamdan ve havaların soğumasından kaynaklandığını düşünüyorum. Çok şükür ki bu halden sıyrılabildim bu tatille birlikte.

Kasım ayının 28’inde bilikte çalıştığım Çinli bir arkadaşımın doğum günü yemeğine davetliydik. Jamie’s Italian’da keyifli bir akşam yemeğinin ertesi gününde  doğum günü olan arkadaşımla birlikte sunumumuz vardı. Yemeği de sunumu da güzel bir şekilde atlattık çok şükür.

Arada yine yeni bir şeyler pişirmeyi deniyoruz. Bu sefer tahinli yaptık Kasım ayında. Çok ama çook güzel oldu. Ev arkadaşımızın da dediğine göre bu zamana kadar burada yaptıklarımız arasında en güzel olan buymuş 😋

Bu yılın son aylarında benim günlerim kısaca böyle geçti. Söylenene göre Ocak ve Şubat ayları daha soğuk oluyormuş burada. Bu kış ayıyla birlikte İngiltere’nin bir tek ilkbaharını yaşamamış olacağım. Ancak zaten burada bahar da bahar gibi olmuyormuş. Nisan’ın sonuna kadar kış gibi devam edip sonra bir anda havalar ısınmaya başlıyormuş. Baharın yaşanamadığı bir ülkede ben ne kadar yaşarım hiç bilemiyorum ancak yaşayıp göreceğiz tabi ki.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir