See What I See #4

5 Kasım 2016

Bu aylarım sonbaharın güzelliklerine doyamamakla geçiyor. See What I See #4 bol bol sonbahar fotoğraflarıyla dolu olacak bu nedenle. Sonbahar gibi sonbahar yaşıyorum hayatımda ilk defa. Evet, tam anlamıyla ilk defa. Böylesine bir güz yaşadığımı hatırlamıyorum önceden. Böylesine bir güz yaşanan memlekette yaşamamıştım çünkü. Caddelerin, sokakaların, parkların, kısacası her yerin kuru yapraklarla dolu olduğu, yolda yürürken her dakika sarı yapraklarla dolu ağaçların melodisini dinlediğim, bir ağacın dalından diğerine zıplayan, sonbaharın telaşına kapılmış sincaplar arasında ben; tam anlamıyla huzuru yakalıyorum. Havalar ciddi anlamda soğusa da uzun soluklu yürüyüşlerden hala vaz geçemedim. Ellerim ceplerimde, kulağımda en güzel melodi, bu sokaklarda yürümek bana en büyük huzuru veriyor.

Geçen cumartesi günü evimizden yürüyüş mesafesiyle yaklaşık 1 saat olan şehir merkezine giderken yol üzerindeki Forest Recreation Ground içerisinden geçip kuru yaprakların arasında kendimizi kaybedip onlarca kuru yaprak toplayıp öyle devam ettik yolumuza. Ayrıca havalar da baya erken kararmaya başladı buralarda. 4 buçuk gibi güneş batıyor artık. Gün ışığından ziyade bu saatlerde, Noel ışıkları aydınlatıyor caddeleri, meydanları.  Bu da benim için yeni bir ortam aslında. İlk defa yeni yıla başka bir ülkede giriyor olacağım bu yıl. Alışık olmadığım bu noel  kültürünü yakından görüyor olmak da güzel. Ayrıca geçen cumartesi günü, yani 5 Kasım, İngiltere’de Bonfire olarak kutlanan bir gündü ve yaklaşık 1-2 haftadır her gece havai fişek gösterileri oluyordu her yerde. Ve cumartesi günü de en büyük gösteriyle final yaparak bitirdiler bu süreci. Biz bir kaç yerden alışveriş yaptıktan sonra her bir yandan gelen havai fişek sesleriyle birlikte döndük eve. Daha sonra da gece saat 9’da Forest Recreation Ground’da büyük ve aralıksız bir havai fişek final gösterisini görmeye gittik ev arkadaşımız  Humma’yla birlikte. İnanılmaz bir şeydi ve iyi ki de son anda da olsa karar verip gitmişiz diyebildim günün sonunda inanılmaz yorgun bir şekilde yatağıma girerken.

Ah içimde hep bir gitme, görme isteği! Ne güzel sabahlara uyanıyoruz, güzel gökyüzlerine. Ama ben tüm dünyanın, tüm mevsimlerin sabahlarını, doğunun, batının, en kuzeyin ve güneyin sabahlarını merak ediyorum, uzakların soğuğunu koklamak, hiç bilmediğim yerlerde, ilkbaharın gökyüzünü izlerken yine hayallere dalmak, sokak sokak tüm şehirleri gezmek, caddelerin, rengarenk evlerin, uzun yolların fotoğraflarını çekmek istiyorum. Aklım hep böyle şeylerdeyken ben burada İngiltere sonbaharında açan bir gökyüzü kadar mutluyum. Sonbahar yapraklarını ilk defa görmüş bir çocuk gibi, sonbaharın, caddelere ne kadar yakıştığını yeni keşfetmişçesine şaşkın ve mutlu..

Geçen haftalarda uyanıp dışarı baktığımda hayran kaldığım bir görüntüyle karşılaştım. Gökyüzü apaçık ve muhteşemdi. Evin karşısındaki geniş yeşil alan da tamamen buz kaplı gibi gözüküyordu. Tam olarak bilmiyorum ancak bunun adı kırağı sanırım. Oranın öyle olduğunu görünce sabah soğuğuna aldırmadan çıktım dışarı. Çayım elimde, her yeri kaplamış bu güzel görüntüye bakmalara doyamadım. Çok şükür, ne güzel sabahlara uyanıyoruz.

Ben önceleri, nedendir bilmem, pek sonbaharı seven biri değildim. Sonbaharı sevmek için sonbaharın yakıştığı şehirde yaşamak lazımmış, bunu yaşayarak öğrendim. İlk İstanbul’da kanım ısınmıştı sonbahara, ki bence sonbaharın en çok yakıştığı şehirlerden biri İstanbul. Sonra İngiltere’nin sonbaharını gördüm, yaşadım sokak sokak. Yerlere dökülmüş yaprakların güzelliğini anlatacak kelimelerin olduğuna inanamadım her sabah uyanıp pencereden bakınca dışarıya. O kuru yaprakların üzerinde yürürken yuvasını kestaneyle doldurmuş, kışa haphazır bir sincap kadar mutlu oluyorum. İşe, alışverişe gelip giderken ağaçların nasıl böylesine güzel göründüğüne şaşırmadan edemiyorum. Benim bugünlerdeki haleti ruhiyem bu şekilde; hayran ve dökülen yaprakları gördükçe garip bir şekilde umutlu ve huzurlu.

Haftada bir büyük bir market alışverişi yapıyoruz; ya pazar günleri ya da cumartesileri. Evimizden yaklaşık 20 dakika sürüyor gitmek. Yürümek iyi geliyor. Soğuklar kendini iyice hissettirene kadar böyle devam edeceğiz sanırım. Ayrıca Ekim ayının bu son pazar günü saatler 1 saat geri alındı kış saati sebebiyle. Artık Türkiye’yle aramızda 3 saat var maalesef. Çünkü Türkiye’de bu sene saatler geri alınmadı. 2 saat bile çok fazla geliyordu gözüme şimdi 3 saat oldu aramızdaki saat farkı. Lakin alışamayacağımız şey değil tabi ki de. Nelere alışmıyoruz ki?

İşten erken çıktığım günleri çok ama çok seviyorum. Kendi sevdiğim alanda çalışıyor olsam da bazen gün boyu çalışıyor olmaktan dolayı günün güzelliklerini kaçırdığımı düşünmüyor değilim. Ekimin son haftası salı günü tam da kaç gündür kapalı seyreden havalardan sonra bir anda bir bahar günü gibi açan salı gününde işten erken çıkabilme fırsatım olabildi. En güzeli de evin bahçesinden girdiğim anda bir uğur böceğinin gelip elime konması oldu. Ve düşünmedim değil, kaç defa denk gelirdim bu İngiltere sonbaharında yaz günü gibi açan gökyüzüne? Kaç defa görürdüm bir günlük bahar havasına aldanmış uğur böceğinin gelip elime konduğunu? Ve ben mutlu olabilir miydim tamamlanabilmiş cümlelerim kadar?

Hafta sonlarımızın vazgeçilmezi pankekli kahvaltılara bir de klasik Türk kahvaltısı güzelliğini eklemek istedik. Zira kahvaltıyı ziyadesiyle çok seven ben, bir Türk kahvaltısının yerini hiçbir tür kahvaltının tutamayacağına inananlardanım. 23 Ekim pazar günü, cumartesi pankekli bir kahvaltıdan sonra, pazar gününde şöyle güzel bir Türk kahvaltısı yapmaya karar verdik. Beyaz peynir ve  yeşil zeytinle, tereyağlı sahanda yumurta, domates ve kızarmış patatesle harika bir kahvaltı yaptık. Kahvaltı ne güzel şey. Ve kesinlikle mutlulukla bir ilgisi olmalı..

Buraya geldiğimden beri ilk defa hasta oldum. O da ev arkadaşım yüzünden oldu. Bir insan grip olduğu halde niye her yiyeceği ellemekte ısrar eder bilmiyorum. Birlikte kurabiye yapmak istemişti ve onun dokunmasını istememize rağmen kurabiyelere dokunmaktan geri duramayan bir haleti ruhiyeyle beni biraz sinir etmedi değil. Hastaysan geri durmaya bileceksin bence. Neyse, sayesinde iki hafta boyunca süren bir hastalık geçirdim. Hatta bir gün işten izin aldım. 18 Ekim günü. Yine havanın güzel olduğu bir gündü. Evde kalıp dinlenmek iyi oldu benim için ancak iki hafta çektim bu hastalığı.

İşler güçlerle uğraştığım günlerde dışarı çıkıp muhteşem gökyüzünü görmek, kuru yaprakların arasında yürüyebilmek, güzelliğine hayran kaldığım sabahlara uyanmak bana bunları hak edip edmediğimi düşündürüyor bazen.

9 Ekim’de Goose Fair adındaki Nottingham’da her yıl kurulan ve artık buranın kimliği gibi sayılan bir fuara gitmiştik. Geçen sene de gidebilme şansımız olmuştu bu fuara. Eğlenceliydi baya. Seviyorum böyle özel zamanlarda gerçekleştirilen yerel etkinlikleri. Burada bulunduğum zamanlarda fırsatımız oldukça katılmaya çalışıyoruz biz de.

Bugünlerde doktorasını bitiren bitirene departmanımızda. Bitiren de mutlaka tatlı bir şeylerle geliyor. Benim de payıma lezzetli bir cupkek düştü.

İşten döndüğüm bir günde, benden baya uzakta olmasına rağmen pisipisi dememle yanıma koşarak gelen tatlı kediler çıkıyor karşıma bazen. Ben biraz deli severim kedileri. Zaten buranın kedileri kendilerini biraz sevdirip kaçıyorlar. Ben de kedi gördüğümde bir güzel seviyorum üstünü başını dağıtarak. Çünkü ben bütün kedileri yerim!

Baklava artık tüm dünyaya mâl olmuş bir Türk tatlısı bence. Geçenlerde doktora öğrencilerinden biri doktorasını bitirmesini baklavayla kutladı. İngilizler de ayrıca baklavayı bir hayli seviyorlarmış, bunu farkettim.

Bazı zamanalar işten çok geç çıkıyorum. 3 Ekim’de yaklaşık 8 gibi çıkmıştım. 5’ten sonraya kalmak beni çok yoruyor.

Kedi gördükçe seviyoruz. Bazı kediler de kendilerini sevdirmek için adeta çağrıyorlar insanı. Yine bir gün alışverişten dönerken aşağıdaki tekir kedi adeta bize seslendi ve kendini sevdirmek istedi. Nasıl güzel bir kedi. Ben, kedilerin yiyecek kadar sevgiye de aç olduklarını düşünürüm her zaman. Allah’ım hayvan sevgisi ne kadar güzel bir duygu!

1 ayı 1 hafta geçmiş ‘See What I See #4’ten bir öncekini yazalı. Baya yoğun bir şekilde işten eve evden işe geçiyor zamanlarım. Ancak bu günlerden ileriki zamanlarda bakıp hatırlayacağım bir şeyler bırakıyor olmak beni sevindiriyor. Aslında hepsi kendim için. Hatırlamak istiyorum çünkü. Geçmişten bir şeyler kendime kalsın istiyorum. Buralarda olmamın en büyük sebebi de bu zaten.   Seviyorum kendim için yazmayı, çekmeyi. Böyle düşündüğüm sürece de devam edeceğim.

 

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir