See What I See #2

Belli bir yaştan sonra insan biraz kendi başına yaşaması, kendi hayatının sorumluluklarını üstlenmesi lazımmış. Bu, geçen sene ilk defa İngiltere’ye bir süreliğine yaşamaya geldiğimde farkettiğim bir şeydi hayata dair. Bu sene daha uzun süreliğine kalmak için geldiğim İngiltere’de her geçen günümde bu durumun bana çok güzel şeyler kattığını fark ediyorum. Ayrıca mutfakta daha fazla zaman geçirebiliyor olmayı da çok seviyorum. ‘See What I See’de bu ay böyle geçti.

Bu hafta pazar günü yine kendimizi tutamayıp pankek yaptık mesela. Bence pankek sütlü kahveyle çok güzel gidiyor. Kısacası bize bir güzel afiyet oldu.

Ayrıca pazar günleri bizim alışveriş günümüz. Ancak bugün marketler saat 5’te kapanıyor sanıyorduk biz ve alışverişe 4 gibi gittik. Halbuki 4’te kapanıyormuş. Bu nedenle elimiz boş döndük alışverişten. Ve neyse ki hava son bir kaç gündür ilk defa bu kadar güneşli olmuştu ve biz de yakınlardaki bir parka gidip salıncakta sallandık. Beni çocukluğuma götüren, tarif edilemez bir şekilde mutlu hissettiren şeylerden biridir salıncakta sallanmak. Zira oyun oynamanın yaşı olmadığı gibi salıncakta sallanmanın da yaşı yoktur bana göre. Bizi bekleyen çocuklara aldırmadan bir güzel sallandık 🙈

Cumartesi günlerini nasıl seviyiyorum anlatamam. Yağmurlu bir cumartesi sabahında güne güzel bir kahvaltı ile başlamak.. Ben tüm hafta içi hep bu dakikaların hayalini kuruyorum. Yine kardeşim Aylin’le bir güzel kahvaltı yaptık.

Sürekli mutfakta yeni bir şeyler deniyoruz. Geçen haftalarda lahana almıştık.Benim annem Karadenizli olduğundan bizim evde lahana sarması çok pişerdi. Biz de geçen haftalarda markette lahana görünce sarma yapmak için almıştık ve hepsini sarıp  dondurucuya atmıştık, iki-üç hafta boyunca arada yapıp yemek amacıyla. İki haftadır bir kaç defadır yanında da patates dolması yapıp yiyoruz. Ayrıca hayatımızda ilk defa kremalı mantar çorbası yaptık. Kısacası mutfakta zaman geçirip yeni tarifler denemeyi biz çok sevdik.

Havalar artık çoğunlukla kapalı seyrediyor. Arada bir-iki gün ancak güneşi görür olduk. İyiden iyiye sonbahar geldi yani. Artık yollarda yerlere dökülmüş kurumuş yapraklar eşlik ediyor bize.

Bazı günler o kadar bereketli geçiyor ki hayret ediyorum nasıl onca işi bir günde yapabildiğime. Geçen hafta pazartesi tam da öyle bir gündü. Bir kere tatil olmasından dolayı zaten güne güzel başlamıştık. İngiltere’de yıl içerisinde bazı pazartesi günleri ‘Bank holiday’ adı altında günlük tatil olarak kabul ediliyor. Genellikle Eylül ayına girmeden Ağustos’un son pazartesi günü Bank holiday olarak tatil oluyor.Geçen sene de bu tatil sırasında buradaydık ve benim bu tatilden bir sonraki gün sunumum vardı. O zamanları düşünüyorum da zaman cidden ne kadar hızlı geçiyor. Bu yıl da 29 Ağustos Bank holiday idi. Sabah güzel bir kahvaltıyla başlayıp, ev işlerimizi halledip bir de öğleden sonra ev arkadaşımızla kavemizi çikolatamızı alıp yakınlardaki bir parka gittik. Öylesine güzel bir gündü ki..

Bu haftalarda iş çok yoğun olmadığı için genelde erken çıkıyoruz ancak geçen hafta bir gün işten çıktığımızda saat 6 buçuktu. Bir an hiç bitmeyecak işimiz diye korkmuştum.

Evet, Türkiye’den tarhana çorbası getirdik. Geçen sene de getirmiştik. Annem her sene mutlaka yapar tahana, evde herkes çok sevdiği için. Bu yıl tam biz İngilte’ye gelmeden yapmıştık birlikte ve gelirken baya çorba getirdik yanımızda. Yaşasın 🙂

5’ten sonra işten gelip işlerimi halledip salondaki pencerenin önündeki koltukta oturup biraz kafayı dinlemeyi, biraz dışarıyı izlemeyi çok seviyorum. Bu nedenle o koltuk bu evdeki huzuru yakalama mekanı oldu benim için.

Şu zamanlarımda kendimi buraya o kadar alışmış hissederken, her günümü de güzel değerlendirmeye çalışıyorum. Bakalım. En çok da bu zamanlarımda, her şeyi oluruna bırakma yaşımda, yaşıyorum sadece. Zaman akıp gidiyor. Elimizde kalan sadece anılar, güzel zamanlar.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir