See What I See #1

Bugün İngiltere’ye geleli tam 10 gün oldu. Zamanında bazı şeyleri yapamadığımdan yakınmayı bırakıp, buradaki her günümden bir şeyler kalsın istiyorum ileriye. Dönüp bakıp hatırlamak. Önemli bence.

İngiltere’de ikiz kardeşimle birlikte yaşıyorum. İlk haftamız postane-polis merkezi arasında geçti hep. Allah’tan iş yerinde işimiz yoğun değildi ilk hafta. Pazartesi, 1 saat yürüme mesafesi uzaklığındaki oturma izinlerimizin gönderildiği postaneye gidip geldik. Geçen seneden de burada olduğumuz için iş yerinde de herkesi tanıyor sayılırız. ‘Tekrar hoşgeldiniz’lerle geçen bir pazartesi oldu kısacası.

Bu seferki gelişimizde polis merkezine giriş yapmamız gerekiyormuş uzun süreli kalacağımız için. Salı günü kaldığımız yerin yakınlarındaki polis merkezine gidip, artık oranın çalışmıyor olduğunu görmek bizi biraz endişelendirmişti. Bazen çok da bir şey yapmana gerek kalmadan her şey yolunda gidiverir. Aynen de öyle oldu sonrasında. Orada gördüğümüz 3 polis memuruna durumu anlatınca bizi arabalarıyla gitmemiz gereken polis merkezine götürdüler.

Çarşamba günü işlerimiz bitmeyince çarşamba tekrar polis merkezine gitmek durumunda kaldık. Bu İngiltere’de her şey iyi hoş da kamu alanlarında çalışanların yavaşlığı hiç mi hiç çekilmiyor. 2 buçuk saat süren işlemlerden sonra merkezden ayrılabildik ancak.

Bir mimarlık öğrencisiyle aynı evde yaşamak demek gerektiğinde model-maket yapımında yardım etmek demekmiş, bu hafta bunu öğrendim. Ev arkadaşımızın proje teslimine az kaldığı için bolca karton ve bilumum mimari içerikli malzemeleri çokça kestik, biçtik, yapıştırdık. Bolca uhu kokusuna maruz kaldık. Kafamız da hayli güzeldi.

Cuma ne güzel bir gün. Sonraki günü tatil, acayip bir rahatlığı var. Bugün de bir kaç maket işiyle uğraşıp biraz da araziye açıldık. Akşam üzeri biraz kafamızı dağıtalım dedik ve yakınlardaki bir parka gitmeye karar verdik. Allah’ım ne güzeldi! İyi ki gitmişiz. Salıncakta sallanıp mutluluğu gökyüzünde yakalamak! Sanırım çocuklar gibi şen olmaktı tam anlamıyla yaşadığımız.

Cumartesi: Geç uyanmak ve rahat rahat kahvaltı yapmak. Tam anlamıyla bu benim için. Ve aynı zamanda ben kendime ayırabildiğim hafta sonlarını seviyorum. Uzun ve keyifli bir kahvaltı ise hafta sonlarımın olmazsa olmazı. Zira en sevdiğim öğün olan kahvaltıyı ziyadesiyle kısa tutmak zorunda kaldığım için hafta içleri, hafta sonu rahat rahat kahvaltı yapmak tam anlamıyla bu zamanımın güzelliğini tamamlayan şeyler arasında.

Pazar bizim için market alışverişi demek burada. Sırt çantalarımızla gidip alışverişimizi yapıp dönüyoruz. Akşamında ise güzel bir kahveyle bir önceki haftayı noktalamak, belki de biraz erken yatmak biraz pazar günü klasiği sanırım.

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir