MBG Okumak İsteyenlerin Aklındaki Deli Sorular #1

Bu blogda önceden yayınladığım Moleküler Biyoloji ve Genetik Okumak ile ilgili yazdığım bir hayli ayrıntılı yazı sonrasında blog, instagram ve mail üzerinden yüzlerce soru almaya başladığım için genel olarak bana sorulan soruları ve verdiğim cevapları böyle bir başlık altında toplamaya karar verdim. Zira MBG okumak ile alakalı çoğunlukla aynı sorulara cevap veridiğim oluyor sürekli. Aynı zamanda vereceğim cevaplar bir başkasına da böylelikle faydalı olabilir diye düşündüm.

Eğer bu bölümü düşünüyorsanız;

1.  Bu bölümü İngilizce mi okumalıyım?  İngilizcenin önemli olduğunu biliyorum ama İngilizcem kötü ve İngilizce MBG okumak düşüncesi beni korkutuyor.

Bölümü İngilizce tavsiye etmemin asıl sebebiyle başlamak istiyorum. Bu bölümde okuyan bir öğrenci bölümü hangi dilde okursa okusun yoğun bir araştıma yapacağı bir döneme girecek. Araştırmadan kastım makale okumak. Mesela labı olan derslerde deney yaptıktan sonra sizden bir rapor yazmanız istenecek ve o raporu yazarken doğal olarak o konuyla alakalı bilimsel makaleleri okuyup araştırma yapacaksınız. Çok fazla Türkçe makale bulamayacaksınız. Araştırmanız İngilizce olacak ve o makaleleri okuyup anlayıp raporunuzu yazacaksınız. Ya da bir derste bir sunum yapmanız istendiğinde o konuyu yine İngilizce araştırmak durumunda kalacaksınız. En nihayetinde Türkçe ifade edecek olsanız dahi o İngilizce araştırmayı yapıp anlayıp doğru bir şekilde değerlendirip sunum haline getireceksiniz.

Bu sadece bölümü Türkçe de İngilizce de okusanız karşılacağınız ilk ve en tolere edilebilir bir durum. Araştırmaya dayalı bir bölüm olduğu için bu verdiğim örneğin dışında her zaman yapacağınız araştırmalar İngilizce olacak. Bazen öyle bir konu araştıracaksınız ki o konuyla alakalı tek bir Türkçe yayın dahi bulamayacaksınız. Doğal olarak bölümü Türkçe okuyanların da bir İngilizce bilimsel makaleyi okuyup anlayabilecek seviyede İngilizce’ye sahip olmaları gerekecek. Bu bölümü İngilizce okumayıp Türkçe bitirenlerde karşılaştığım en büyük problem araştırma yapmakta bir noktada hep sıkıntı yaşıyor olmaları ve bazıları bu sıkıntıyı fark edip lisans eğitiminden sonra İngilizce öğrenmeye çalışıyor. Yani bir aşamada, ister lisans sırasında olsun ister lisanstan sonra olsun, mutlaka bir İngilizce öğrenme yoluna giriliyor.

Bu bölümden mezun olduktan sonra hangi alanda devam ederseniz edin sizden İngilizce yeterliliği istenecek. YDS olur TOEFL olur, bir şekilde kanıtlamanız gerekecek. Yüksek lisans-doktora yapmak istediğinizde tezinizi Türkçe dahi yazacak olsanız o tezi yazabilmek için yüzlerce İngilizce makaleyi okuyup anlamanız gerekecek.

Bilim everenseldir. Türkiye’de yaşasanız, bilim hayatınızı Türkçe devam ettirseniz dahi evrensel anlamda araştırma yapacaksınız. Türkiye’de Türkçe yazılan yayınlar size asla yetmeyecek. Ki zaten iyi bir çalışma yapıldığında o bile İngilizce yayınlanıyor Türkiye’de. Bu nedenle bilim dilinin İngilizce oluğunun bilincinde olarak İngilizce’yi bir şekilde öğrenmenizi tavsiye ederim bu bölümü Türkçe okusanız dahi.

2. İngilizce MBG okumak nasıl? Hocalar hep İngilizce mi konuşuyor ve sınavlar İngilizce mi oluyor? Bölümün İngilizce olması çok zorluyor mu? Dersler anlaşılabiliyor mu?

Öncelikle eğer bu bölümü İngilizce okuyacaksanız ve yeterli seviyede değilseniz hazırlık okumanız gerekiyor. 1 sene boyunca bölümle alakalı olmayan bir şekilde öğrencilerin en az B2 sviyesinde İngilizceye sahip olunması sağlanıyor. Bölümün İngilizce olduğu hemen hemen tüm üniversitelerde bu böyle. Yani bir İngilizce hazırlık yılı var. Bazı öğrenciler bu yılı bölümle alakalı olmadığı için kayıp olarak görse de, bu bölümü Türkçe okuyup bitiren birinin mezun olduktan sonra 1 yıldan daha fazla vaktini İngilizce öğrenmek için harcamasıyla aslında bu yılın hiç de bir kayıp olmadığını tecrübe ediyorlar. Üstelik çok daha fazla para harcayarak. İngilizce dersleri gerçekten ucuz değil ve öğrenciler bir şekilde özel derslerle ya da yurtdışı programlarıyla bir sürü para harcayarak lisansta sahip olamadığı İngilizceye sahip olmaya çalışıyorlar.

Bölüme başladığınız ilk sene derslerin en kolay ve genel olduğu bir dönem. Hocalar tamamen İngilizce konuşuyor. Başlarda anlamada sıkıntı yaşansa da en azından vize dönemine kadar biraz oturmuş oluyor İngilizce anlama seviyesi. Zaten bir sene hazırlık okunduğu için İngilizceye daha aşina olunuyor. Hocaların anlattığı yeterli olmadığı için ya da İngilizce anlattıklarından dolayı bazı yerlerinin kaçırılmasından dolayı öğrencinin o konuları mutlaka çalışması gerekiyor. Tüm kaynaklarınız İngilizce oluyor. Sınavlar İngilizce oluyor. Zaten hocalar derste İngilizce anlattığı için soruların İngilizce hallerine de biraz aşina olmuş oluyorsunuz. Mesela ilk yıllarda genel biyoloji, genel kimya, fizik, matematik gibi dersler alınıyor. Sanırım öğrencilerin en zorlandığı klasik soru çeşitlerinin olduğu (assay question deniliyor) genel biyoloji gibi sözel ağırlıklı olanlar. Bu aşamada eğer İngilizcede sorun yaşıyorsanız gerçekten çok çalışmanız gerekiyor.

Üniversiteden üniversiteye, hocadan hocaya değişse de hocalar derste Türkçe konuşmuyor genellikle. Ama ders dışında hocayla Türkçe konuşmak mümkün. Diğer senelerde derslerin İngilizce olması daha az zorluyor çünkü artık alışmış oluyorsunuz. 3 ve 4. yıllarda derslerde sunum yapmanız gerekebiliyor. Yani siz de İngilizce anlatacaksınız bazı konuları bir aşamada. Bu İngilizce anlamaya çalışmaktan bir tık daha zor olsa da kimse zaten mükemmel değil. Eğer iyi bir şekilde hazırlanırsanız sunumu da yapabiliyorsunuz.

Diyelim ki bu bölümü Türkçe okudunuz. Lisanstan sonra ya da lisans sırasında mutlaka bir İngilizce öğrenme sürecine ister istemez gireceksiniz. Yani en baştan İngilizce MBG okumak daha mantıklı. Eninde sonunda İngilizce karşınıza çıkacak. Bir de şöyle bir şey var. Bilimle alakalı her şeyi İngilizce ifade etmek normal İngilizce konuşmadan daha kolay. Çünkü belli başlı terimler var her bir alanda ve genel anlamda o terimleri öğreniyorsunuz. Bir de bilim gerçekten İngilizce ifade edilince daha mantıklı oluyor. Özellikle terimlerin Türkçe karşılığı çok ilginç gelebiliyor karşılaştırınca.

Eğer hazırlık okuyup bölüme geçecekseniz İngilizce mbg okumak sizi o kadar çok korkutmasın. 1 yıl gerçekten iyi bir süre ve sadece İngilizce öğrenmeye odaklanıyorsunuz. Eğer iyi bir şekilde çalışırsanız korkmanız için bir sebep yok.

3. MBG okumak için illa ki tanınmış ve iyi bir üniversite mi tercih edilmeli? Bu bölüm için üniversite tercihi yapılırken hangi kriterler göz önüne alınmalı?

Ben üniversiteden ziyade üniversitenin bu bölümdeki hocalarının değerlendirilmesinin daha önemli olduğunu düşünüyorum. Sonuçta bu bölümde okurken son yılınızdaki alan içi seçmeli dersleriniz bile o üniversitenin o bölümdeki hocaların çalışma alanlarına göre şekillenecek. Üniversiteyi tercih etmeden önce hangi üniversite olursa olsun mutlaka üniversitenin websitesinden bölüm hocalarının kendi çalışmalarına göz atmanızı ve aslında buna göre değerlendirme yapmanızı tavsiye ederim.

Adı duyulan üniversitelerin aslında bu bölümler için iyi bir üniversite sayılmalarının en büyük sebebi ise bu üniversitedeki hocaların çalışma alanları ve yaptıkları projeler. İTÜ ve Boğaziçi gibi bu bölümün en iyi olduğu üniversitelerde uluslararası projeler dahil olmak üzere yurt içi ve yurtdışı bilimsel araştırmaların yapılıyor olması onları bu bölümde iyi bir üniversite yapıyor. Ancak bu bölümün olduğu diğer üniversitelerde de çok iyi çalışmaları yapılıyor tabi ki. Önemli olan gitmeden önce bölüm hocalarını ve çalışma alanlarını iyice inceleyerek bir değerlendirme yapmak. Özellikle ilginizi çeken alanlar ve projeler sizin için üniversite tercih sebebi olmalı diye düşünüyorum ben.

Boğaziçi ve İTÜ bu bölüm söylenince akla ilk gelen devlet üniversiteleri olsa da Türkiye’de bu alanda en iyi olan üniversite sayılmazlar. Ancak diğer devlet üniversiteleri arasında bu alanda en iyileri diyebilirim. Bunu da aslında bölümde verilen eğitimi düşünerek değil yapılan bilimsel çalışmaları düşünerek söylüyorum. Ayrıca yurtdışı bazlı projelerinin olduğunu ve anlaşmalı üniversitelerle ortak projeler yaptıklarını da göz önünde bulundurarak bilim yapmanın bir gerekliliği olan ortak çalışmayı iyi değerlendiren üniversitelerden. En önemlisi de öğrencilerinin yurtdışı tecrübelerine önem veren ve destekleyen üniversiteler. Bu da onları diğer devletlerden üniversitelerinden ayıran ve öne çıkaran en önemli özellikleri. Tüm üniversiteler için bu sıraladıklarım düşünülerek tercih yapılmalı bence.

Şu da çok büyük bir gerçek ki Türkiye’de bu alanda yapılan en iyi çalışmalar devlet üniversitelerinde değil özellerde yapılıyor. Çünkü bilim yapmanın en büyük gerekliliği para yatırımı. Özel üniversiteler bilime gerekli yatırımı yaptıklarında, high tech lablar kurduklarında, alanındaki iyi hocaları toplayıp bir de onlara yeterli proje desteğini verdiklerinde bilimi en iyi yapan üniversiteler haline geliyorlar. Devlet üniversitelerinin en büyük problemleri para desteğinin, lab imkanlarının hep ama hep yetersiz olması ve aynı zamanda da ne yazık ki devlet üniversitelerindeki hocaların gerçekten var olan memur zihniyetleri (yanlış anlaşılmasın ama maalesef ki bu çok acı bir gerçek, bu hocalar kadroyu kaptıktan sonra işleri sadece mesayilerini tamamlamak oluyor. Yazık. Dertleri iyi bilim yapmak değil.)

Düşük/yüksek sıralamalı üniversiteden mezun olup olmadığınızdan çok tercih ettiğiniz üniversitenin size iyi bir bilimsel çalışma yapacak ortamı sunup sunmaması önemli. Çünkü bu bölümün doğası bu. Sadece bölümü okuyup mezun olmuyorsunuz. Sadece anlatılan dersler değil en önemli olan. Tabi ki iyi eğitimin verilmesi önemli. Ancak üniversitenizin uluslararası anlamda size kazandıracakları şeyler çok ama çok daha önemli. İyi ve tam donanımlı lab ortamı sunabilmesi, siz daha lisanstayken bilimsel araştırma yapmayı desteklemesi çok daha önemli. Ayrıca yapılan bilimden yapılan bilime o kadar fark var ki. Bir Koç Üniversitensinde, Sabancı’da yapılan hiçbir çalışmayı bir devlet üniversitensinde bulamazsınız (belki Boğaziçi ve İTÜ’de). Bu nedenle tercih yaparken üniversitenin donanımlarını daha çok göz önünde bulundurmanızı tavsiye ederim. Üniversitelerin websitelerinden yapılan güncel çalışmalara mutlaka bakmalısınız. Lab olanaklarını ve yurtdışı değişim programlarını ne ölçüde desteklediğini araştırmalısınız.

Bu bölümden mezun olan her öğrenci bölümü bitirmiş oluyor. Alınan eğitim aşağı yukarı aynı. Hepsi MBG mezunu. Ancak CV’lerde ön plana çıkan öğrencinin daha lisanstayken sahip olmaya başladığı tecrübeleri. İyi ve imkanları yüksek olan bir üniversiteye gitmenin en büyük avantajı, bu üniversitelerin öğrencilerine bu imkanları daha lisanstayken vermeleri, onların daha lisanstayken lab gruplarında çalışmalarının yollarını açmaları. Onlara Erasmus imkanı vermeleri. Bunlar gerçekten çok daha önemli.

Şu an hangi üniversitenin eğitimi nasıldır ya da sıralaması nasıldır pek bilemiyorum. Siz üniversiteleri yukarıda sıraladığım kriterlere göre araştırırsanız kendiniz için uygun bir yer bulabilirsiniz. Bir de bana göre bir diğer önemli husus ise eğitim dilinin İngilizce olması. Zaten yazımda da baya uzun uzun anlattım. Bilim dili ingilizce. Bilim evrensel. İngilizce bilmek zorundayız. Bilimi iyi yapmak istiyorsak evrensel düşünmek zorundayız.

4. MBG okumak veya başka bir bölüm okumak arasında gidip geliyorum. Hangisini seçmeliyim? Nasıl karar verebilirim?

Bir çok öğrencinin kafasında bu konuda deli sorular var. MBG ya da tıp, diş hekimliği, mühendislik arasında kararsız kalabiliyorlar. Bununla ilgili çok fazla sorular geliyor bana.

Ancak bu karşılaştırılan alanlar birbirinden o kadar farklı ki bu kararı ancak kendinizin verebileceğini düşünüyorum. Tüm bu bölümlerden mezun olan kişilerin çalışacağı ortam, işe başlayacağı süreler, gelecekleri çok ama çok farklı. Tıp, diş hekimliği ya da her hangi bir mühendislik bölümü ile birlikte MBG bölümünün çalışma alanlarını çok iyi araştırmanızı tavsiye ederim tercih yapmadan önce aklınızda böyle sorular varsa. Ancak dediğim gibi bu alanlar arasından hangisini tercih edeceğinize karar vermek sizin berlirleyeceğiniz bir şey. Bunu ben bilemem. Yine de en azından MBG okumak konusunda tecrübelerimi paylaşıp bu bölümü değerlendirebilmeniz açısından size yardımcı olabilirim. Bu bölümün sizin severek çalışabileceğiniz bir alan olup olmadığını anlamanız için ne yapmanız gerektiğini anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle tercih etmeyi düşündüğünüz ya da bu bölümün olduğu iyi bir üniversitenin websitesinden araştırma gruplarının çalışmalarını ayrıntılı bir şekilde incelemenizi tavsiye ederim. Hem böylece bu alanda ilerleyenlerin hangi çalışmalar yaptığını görürsünüz hem de üniversitelerin araştırma yapma kapasitelerini karşılaştırmış olursunuz. Araştrma gruplarına bakarken enstitüleri incelemelisiniz çünkü bilimsel çalışmaların yapıldığı yerler enstitüler. Sağlık bilimleri enstitüsü, Fen bilimleri enstitüsü, Biyoteknoloji gibi tüm enstitülerde yapılan çalışmalara bakmalısınız. MBG mezunları çok geniş alanlarda çalışabiliyorlar çünkü. Bir de özellikle tercih etmeyi düşünmüyor olsanız dahi özel üniversiteleri incelemenizi tavsiye ederim. Çünkü bilimsel çalışmaya en çok yatırımın yapıldığı yerler haliyle özeller ve dolayısıyla devlet üniversitelerinden çok daha iyi araştırma grupları ve imkanları var bu özel üniversitelerin.

Aklıma gelen ve bu alanda en iyi olan bir üniversiteyi örnek vererek demek istediğimi açıklamak istiyorum. Mesela Koç Üniversitesinin hem fen bilimleri enstitülerinde hem de sağlık bilimleri enstitüsünde hangi çalışmaların yapıldığına websitelerinden bakabilirsiniz. Ya da Sabancı Üniversitesine. Bu iki üniversiteyi örnek vermemin sebebi bu üniversitelerde gerçekten inanılmaz bilimsel araştırmaların yapılıyor olması. Çünkü bilime yatırım yapıyorlar ve destek veriyorlar.

Bu şekilde tavsiye ediyorum çünkü yapılan araştırmaları ve alanları incelemenin ve görmenin bölümü kafanızda daha net bir hale getireceğini düşünüyorum. Böylece bu bölümü bitirdikten sonra o tür bilimsel çalışmalara katılmak, labda uzun saatler çalışmak, projeler yazmak size göre mi değil mi sorgulayabilirsiniz. Bu çalışmalar sizi yeterince heyecanlandırıyor mu? Ya da aklınız daha çok başka alanlara mı kayıyor? Tıp ya da diş hekimliği okuyup tamamen insanlarla mı ilgilenmek istiyorsunuz? Teşhis ve tedavi temelli bir iş mi yapmak istiyorsunuz yoksa labda moleküler düzeyde bilimsel çalışmalar mı yapmak istiyorsunuz? Bunlara cevap verip bir seçim yapmalısınız. Zira ne seçeceğinize ancak siz karar verebilirsiniz. Bölümü ne kadar sevebileceksiniz, zorluklarına rağmen kendinizi ne kadar ilerleteceksiniz, kendinizi geliştirmeye ve bilimsel araştırma yapmaya ne kadar heveslisiniz, bunları ancak kendiniz cevaplandırabilirsiniz. Bu nedenle size bu bölümü bu şekilde bir araştırma ile değerlendirmenizi tavsiye ediyorum.

5. Moleküler biyoloji ve genetik okumayı düşünen biri için çift anadal yapmanın ne kadar mümkün olduğunu merak ediyorum.

Çift anadal yapmanız tabi ki mümkün. Ancak her üniversitenin ÇAP için belirli kuralları ve kısıtlamaları var. Yani yapabilmeniz biraz da gittiğiniz üniversiteye bağlı olacak. ÇAP ile alakalı belirli genel kurallar var ama her üniversite kontenjanını, puan sınırlamasını kendisi belirliyor. Bunu öğrenmek için istediğiniz üniversitenin Çift anadal programı yönetmeliklerini incilemenizi tavsiye ederim. Ancak genel olarak sağlanılması gereken bazı kurallardan bahsedebilirim. ÇAP, kendi bölümlerinde başarılı olan öğrencilerin, yani yüksek not ortalamasına sahip olanların (4 üzerinden 3,5 ve üzeri gibi), yapmak için başvurdukları bir program. Bir de not ortalaması sağlansa bile ana bölümünüzün belirli bir yüzdelik dilimine girmiş olmanız bekleniyor. Örneğin bölümün en üst %20’lik kısmında bulunan öğrencilerin başvuru yapılmasına izin veriyor. Kısacası ÇAP’a başvurup kabul edilmeniz kendi anadalınızdaki başarınıza bağlı. En erken 2. yılınızın başında başlayabiliyorsunuz.

Eğer kabul edilirseniz ve başlarsanız ders alma ve kredi tamamlama durumu yine üniversitelerin belirlediği kurallara göre oluyor. Bir çok bölüm, moleküler biyoloji ve genetik ile götürülebilir. Ortak dersleri olan bölümler olursa, mesela fen-edebiyat fakültesinden bir bölüm, daha kolay olur, çünkü bazı dersleri saydırabilmeniz mümkün. Zaten üniversiteler 2 bölümün derslerine göre almanız gerken dersleri belirliyor. ÇAP’a başladığınızda her iki bölümden de dersler almanız gerekecek aynı anda. Ama yapılamayacak bir şey değil tabi ki. MBG okurken lablarınız olacak, ve buna göre çakışmayacak şekilde bir şekilde alabileceğiniz dersleri almanız gerekecek. Önemli olan başlayabilmek, sonra bir şekilde devam ediliyor ÇAP’a.

Elimden geldiğince açıklamaya çalıştım ama bölüme başlayınca daha çok belli olacak bir durum bu. Kısacası mümkün olup olmayacağını tamamen sizin performansınız belirleyecek diyebilirim. Başvuru koşulları ise üniversiteler tarafından belirleniyor dediğim gibi. Özellikle ilk yıl ortalamanızı yüksek tutarsanız (3,5 ve üzeri) ÇAP için önünüzü açmış olursunuz.

Yazının devamı en kısa zamanda gelecek. Umarım yazım sizlere faydalı olmuştur. Bu bölümü tercih edeceklere başarılar dilerim. Aklınıza takılan, açıklamadığım sorularınız olursa sorabilirsiniz.

mbg okumak
Moleküler Biyoloji ve Genetik

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir