Montaigne ve Özgür Düşünce Üzerine

Özgür düşünce, her zaman peşini kovaladığım ve üzerine konuşmaktan keyif aldığım bir konu. Yakın zamanda Stefan Zweig’ın Montaigne biyografisini bitirdim. Stefan Zweig’dan Montaigne’i okurken aynı zamanda Montaigne’nin Denemeler’ini de, biyografisine paralel bir şekilde okumaya başladım. Beni etkileyen ve üzerinde konuşmak isteyeceğim kitaplar oldular her ikisi de.

16. yüzyıl gibi bir zamanda özgür düşünceden bahsetmiş ve kendinden önce örneği olmayan bir şekilde kendi özgür düşüncelerini yepyeni bir tarzda kaleme dökmüş biri olan Montaigne’in, eserinde ve hayatında beni en çok etkileyen şey; özgürlüğe, özgür düşünceye inandığı kadar bunu yaşama cesareti de göstermiş olmasıdır. Dünyanın en önemli şeyinin, insanın kendi kendisi gibi olmayı bilmesi olduğunu düşünen Montaigne, bunu gerçekten bilen ve bu minvalde yaşamaya çalışan biri olarak, özgürlük ve kişilik anlayışıyla beni çok etkileyen yazarlardan biri oldu. Montaigne’nin yazdıklarını okurken, bunu düşünmüş, uygulamış ve en önemlisi de bir sonraki aşama olarak bunu paylaşmış olmasına şaşırmadan edemiyorum.

Birbirinden farklı birçok konuyu özgür düşünce çerçevesinde birleştirmiş ve en çok da kendini anlatmıştır yazdığı ‘Denemeler’inde.

Mutlak bir özgürlük halinin insanın sahip olamayacağı bir durum olduğunun farkında olduğu kadar özgürlüğün, insanın kendisine sınırlar çizebilme gücünü gösterebilme cesareti olduğunu kendi yaşamında uygulamış olması, Montaigne’i farklı bir insan, farklı bir düşünür ve farklı bir yazar yapıyor belki de. Montaigne’in yaşam öyküsünü bildiğinizde, bu cümle ile ne ifade etmeye çalıştığını çok daha iyi bir şekilde anlıyorsunuz. Eğitim hayatı, çalışma hayatı ve hayatının kendisiyle geçirdiği kısmı ve sonralarında ilk ve tek kitabı olan Denemeler’i yazması ve ardından bastırması sırasındaki hayatını bilmek, Denemeler’inde paylaştığı düşüncelerin herbirini daha anlaşılır kılıyor. Ki bu yaşam öyküsünü muhakkak bir de Stefan Zweig’dan dinlemek gerekiyor en az bir defa. Stefan Zweig’ın da dediği gibi Montaigne, hayatında hep bir sınır bulabilmeyi başarmaya çalışmıştır. Zira bir toplum halinde yaşıyor olmamızın kaçınılmaz bir sonucu olan ‘kendini ödünç vermenin’ olası olduğunu, fakat bunun ilerisine giderek insanın kendini adamaması gerektiğini söyleyerek aslında bu sınırı hem bulabilen hem de uygulamaktan çekinmeyen biri olarak, Montaigne’nin 16. yüzyılın kayıda değer bir cesaret örneğini gösterdiğini söyleyebiliriz.

Yalnızca kendini, kendi özünü yazdığını söyleyen Montaigne’in hayatının ve kişiliğinin aslında Montaigne ile benzer bir hayat görüşü taşıyan Zweig’ı neden bu kadar çok etkilediğini de anlayabiliyorum. Anlamlandırmakta zorlandığım konu ise Zweig gibi özgür düşünceye inanan bir insanın başka bir özgür düşünceye hem inanmış hem de hayatı boyunca buna inanarak yaşadığını göstermiş bir insana böylesine hayranlık duymuş olması. Çünkü hayranlık duygusunun başlı başına özgürlüğü, özgür düşünceyi kısıtlayan bir duygu olduğunu düşünüyorum. Ki bu, Montaigne’e göre de bu şekildeymiş anladığım kadarıyla. Bunun yanında, Stefan Zweig, Montaigne’e duyduğu saygıyı ve sevgiyi; Montaigne’in kendini, diğer sanatçılardan farklı olarak en yüce olan sanata yani insanın kendi olarak kalabilmesi sanatına adamış olmasına bağlıyor. Tabi ki onun kendi özgürlüğünü koruyabilme cesaretine sahip olması da Stefan Zweig’ın Montaigne’e duyduğu saygıyı ve sevgiyi arttırmış. Üzerine konuşmaya, yazmaya değer bir yazar olarak gördüğü Montaigne’i, bu kitap ile anlatmış. Yeryüzünde özgürlüğü yayabilenler ve ayakta tutabilenlerin, yalnızca herkes ve her şey karşısından kendi özgürlüklerini koruyabilenler olduğunu düşünen biri olan Zweig, bunu hayatında uygulayabilen Montaigne gibi 16. yüzyılın önemli bir düşünürünü muhteşem bir inceleme ve analiz yeteneğiyle birleşen muhteşem bir dille anlatmış. Bu nedenle Montaigne’nin hayatı hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler Stefan Zweig’ın yazdığı bu biyografiyi okumalı muhakkak.

Montaigne kendi döneminde kralların bile fikrine saygı duyduğu ve kendisine danıştığı bir düşünür olarak her zaman önemli bir insan konumunda olmuş yaşadığı zamanda.

İçinde bulunduğu toplumda önemli bir kişi olan Montaigne, bu konumdan ötürü önemli görevlere getirilmiş. Her ne kadar bu görevleri, kendi özgürlüğünü kısıtlayacağını düşündüğü halde kabul etmek zorunda kalsa da ilk fırsatta bırakarak kendine dönebilmeyi başarabilmiş tekrardan. Babasından ona miras kalan bir başka şey de bu idari görevler olmuş. Ama bu idari görevlerden vazgeçebilmeyi de babasıdan ona gerçekten miras kalan malına mülküne borçlu olarak kendi özgürlüğünü yaşayabileceği hayatı seçme şansına sahip olmuş Montaigne. Gerçekten layıkıyla yapabilmiş olsa gerek bu idari görevleri, çünkü halk tarafından tekrar tekrar seçilmiş. Fakat kendisi bu idari görevleri sadece mecburiyet ile gerçekleştirmiş. Çünkü Montaigne, yönetilmenin yönetmekten çok daha kolay olduğunu düşünen biri olarak aynı zamanda yönetmenin getirdiği adama ruhunu kendi özgür ruhuyla bağdaştıramamış, bu nedenle bu görevleri hep ruhuna, benliğine bir ağırlık olarak görmüş, kişisel özgürlüğünü kısıtladığını düşünmüştür.

Benzer bir şekilde, sorumluluk üstlenmektense çizilmiş bir yolda gitmenin daha kolay olduğunu söylüyor Denemeler’inde Montaigne. Çünkü en temelde yine kendini adamaktan çekinen Montaigne, yönetim görevinin en nihayetinde özgürlüğünü kısıtlayan bir eylem olmasından ötürü ruhunun böylesine kendisi ve üzerine yüklenen sorumluluklar altında ezilmesiyle pek de rahat ve huzurlu bir süreç yaşamamış. Kendine dönmek Montaigne için bir mecburiyet hatta doğal bir ihtiyaç konumunda bulunduğu için onu kendinden uzaklaştıran her şeyden bir şekilde kaçmaya çalışmış. Çalışmak zorunda kaldığı dönemde ise kendi özgürlüğünü hissedebilmek için, ruhuna ihtiyacı olduğu özgürlüğü verebilmek adına kendi yöntemlerini kullanmış. Bu özgürlüğe ihtiyaç duyması, kendini araması, kendine dönme ihtiyacı hissetmesi, bu ihtiyacı belirtmesi ve bunun için çabalaması, Montaigne’de beni en çok etkileyen özelliklerden bir kaçı. Hatta kendisi bu çalışma ortamında kendine dönebilmeyi bir ihtiyaç olarak gördüğü için, insanın çalıştığı yerin arkasında yalnız kendisi için bir odası olması gerektiğini, orada gerçek özgürlüğünü sağlayabilmesi ve kendi yalnızlığına kavuşabilmesi gerektiğini söylüyor.

Montaigne ve özgür düşünce hakkında daha çok fazla şey söyleyebilirim.

Kendine dönmeye çalışması, kendini ve benliğini araması, özgürlüğü kendisinde araması, hep kovaladığı ve ihtiyaç duyduğu duygular ve uğraşlar olmuş Montaigne’nin. Bunun ne kadar değerli olduğunu ifade etmiş ve yaşayarak göstermiş. Onun kişisel özgürlüğe duyduğu ihtiyacına bağlı ortaya çıkan duygularını böylesine güçlü yaşaması ve ifade etmesi beni çok etkiliyor ve üzerine düşünmekten kendimi alamıyorum. Denemeler’inde yazdığı her bir yazıyı büyük bir ilgiyle okudum. Hatta dönem dönem tekrar okuyacağım bir kitap olacak benim için. Bu düşüncelerle ilgilenen herkesin okuması gereken bir kitap Denemeler. Stefan Zweig’ın Montaigne biyografisi ise Denemeler’e eşlik edebilecek muhteşem bir kaynak.

Montaigne ve Özgür Düşünce Üzerine
free like a bird

Bir yorum ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir